Hakkında Bilgi

Savaştıkça Güzelleşen Kadın - İNANNA

Savaştıkça Güzelleşen Kadın - İNANNA
Sümer destanları ve o günün toplum yapısı, anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçiş sürecinin tüm çelişkilerinin ipuçlarını verir. İşte eski toplumun tüm değerlerinin değiştiği, kadının toplumdaki yerinin git gide gerilediği, düzenin altüst olduğu bir tarihsel dönüm noktasında; kadınlığın uzak geçmişini ve değişimlerini günümüze aktarıyor “aşk ve bereket tanrıçası İnanna”.

Sümer destanları her ne kadar anaerkil döneme ışık tutsa da erkek egemen zihniyetin var olduğu dönemden gelmektedir; fakat daha önceki kadın egemen zihnin kalıntılarını taşımaktadır. Savaşan ve aşık olan anatanrıça İnanna’da çelişkiler yaratır bu durum. Özgür düşünen bir kadın olarak karşımızdadır işte; fakat bir geçiş döneminin izlerini taşıdığından bazen boyun eğmek zorunda kalır, acı çeker. Bazen de dişiliği sayesinde erkeklerin başını döndürür. Ataerkil dünya görüşü ilerledikçe susturulan öteki ana-tanrıçalara rağmen; mücadeleyi elden bırakmaz ve topluma hizmet etmek ya da iktidarda olmak için erkek tanrılarla güç yarışına girer. Bir çok yazılı kaynağa göre ejder öldüren ilk kadın olan İnanna tam bir savaşçı ve silah kullanmakta usta. Günümüz erkek egemen toplumlarında olduğu gibi kadından yana olan değerlerin unutulmaya yüz tuttuğu bir dönemde cesur, atak, korkusuz, kararlı, kendine güvenli bir kadın mit olarak efsaneleştiğine tanık oluyoruz İnanna’nın.

Sümerler’de kadının kutsal sayıldığını, o döneme ait kalıntılardan anlamak mümkün. Mühürlerde, duvar resimlerinde tanrıçanın ağılının resimlenmiş olması, destanlarda ise tanrıçanın bu ağıllarında hayvan beslendiğinin ve peynir, tereyağ, kaymak yapıldığının anlatılması ve bir “tereyağ” tanrıçasının varlığı, erkeklerden önce toprağı işleyenlerin ve hayvanları ilk evcilleştirenlerin kadınlar olduğu yönündeki düşünceleri doğrular nitelikte. Kazma sopaları, tohumlar görsel ya da mitsel betimler de kadınla ilişkilendirilmiş. Çiftçiliği başlatanlar ve toprağın üretkenliğini keşfedip ürün yetiştirenler yine kadınlar. Toprağın doğurganlığını kendileriyle özdeşleştirmiş olacaklar ki tanrıçalar cinsel birlikteliklerinden sonra o yılın bereketli ve sağlıklı geçeceğini düşünüyor. Tüm bunları Sümer mitlerinden öğreniyoruz.

Gel gelelim tüm bunlara rağmen toplumsal çelişkilerin içinde var olan kadın- erkek eşitliği bağlamındaki ilişkilerden, tanrılar ve tanrıçalar da nasibini almıştır. Anatanrıça İnanna bile evleneceği erkeği kendisi seçmemiştir. İnanna’nın evlenme öyküsünü anlatan uzun bir şiirde şöyle betimlenir bu çelişki: "...Utu kız kardeşine hitap ederek, onu çoban tanrısı Dumuzi ile evlenmeye zorluyor." Ve "İnanna’nın cevabı kesinlikle ‘hayır’dır." Onun gönlü çiftçide, ancak epey dirense de sonunda çobanla evleniyor. Ortak kadın zihninden çiftçiliğin değerli olması İnanna’nın burada çiftçiyi istemesinde en önemli etkendir. Tarım tanrıçası Nidaba gibi bu güçlü gelenek bir yandan tanrıçalarla devam ettirilmeye çalışılırken; bir yandan da erkek egemen zihnin değerleri ve sembolleri öne geçiyor ve çelişkiler yaşanıyordu. İnana, çiftçi kralı ısrarla istemesine rağmen yeni erkek egemen zihniyet buna izin vermiyordu.

Bugünün toplumlarını anlamada mitler bizlere yol gösterici olmaya devam ediyor. Örneğin İnanna’nın evliliğini anlatan şiirde çoban övülmektedir. Burada Dumuzi’nin kendisi değil temsil ettiği sınıf önemli; çobanın ürettikleri değerli bulunur, çiftçininkiler ise küçümsenir şiirde. Dumuzi’nin ise arkasında din ve devlet desteğinin olması, siyasal erkin mitoslarda bile kimi temsil ettiğini ortaya koymaktadır.

İnanna ile ilgili anlatılan bir Sümer efsanesinde, tanrıçalar tapımında kutsal sayılan dört öğeden bahsedilir. Söğüt, İmdugut kuşu, yılan ve Lilit. Efsaneye göre; Fırat nehrinin kenarında bulunan ve tanrıça tapımları için kutsal sayılan söğüt ağacı, güney rüzgarı tarafından sökülür ve savrulur. Bu ağacı anatanrıça İnanna bulur ve kendi ülkesi olan Uruk’a getirir. Bu ağacı kendi bahçesine diker. Amacı onu büyütüp kendisine iskemle ve kanepe yapmaktır. Fakat ağaç büyüdüğünde durum farklılaşır; çünkü ağacın kökünde yılan yuvalanmış, dalında İmdugut yuva yapmış, Lilit ise evini kurmuştu. Bu durum karşısında İnanna, sıkıntısını kardeşi Utu (Güneş Tanrısı) ile paylaşır. Utu kardeşine yardım etmesi için Gılgamış’ı gönderir ( Gılgamış Destanı’nda İnanna ona evlenme teklif ettiği için aşağılanır ve fahişe olarak nitelendirilir). Ağaç kesilir, yılan baltayla öldürülür, İmdigut yavrularını alır dağa kaçar ve Lilit kaçarak harabe yerlere sığınır. Peki İnanna’yı bahçesine sığınan ve tanrıça tapımlarında kutsal sayılan bu dört nesne neden rahatsız etmiştir? Ya da Utu’nun kızkardeşine yardım etmesinin arkasında yatan “çıkar” sizce nedir? Kaldı ki İnanna’nın bahçesine diktiği söğüt sıradan bir söğüt değildir; söğüt tanrıçası Sal-ma’nın kutsal ağacıydı. Lilit ise Sümer’de sistem değişince gelip İnanna’nın bahçesine sığınmıştı. Bahçesinin kapılarını onlara açan İnanna neden onlardan kurtulmak istemişti? Tıpkı evlenirken olduğu gibi üzerinde erkek egemen anlayışın baskısını hissettiği için olabilir mi?

Belki de… Utu’nun kardeşine yardım etmesi ise genç tanrıçanın yeni erkek egemen yasalarına boyun eğmesi içindir belki… İnanna en başlarda bu ağacı farklı bir amaç için büyütüyordu; fakat kesildikten sonra ondan davul ve tokmak yaptı (pukku ve mukku). Birçok coğrafyada tanrıça tapımlarında, kut törenlerinde kullanılmak üzere kadınlar tarafından davul ve tokmak yapıldığına ilişkin bilgilere rastlamak da mümkün.

İnanna güzel, akıllı, baştan çıkarıcı, güçlü, savaşçı, silah kullanan, zafer bağışlayan, araçlar üreten, tarlaları, bahçeleri tüm ülkeyi bereketle dolduran, aşkı öğreten; ya da acımasız, kıtlık kısırlık veren, ülkeyi zehirle, kuyuları kanla dolduran, kendisini karşılamadığı için kocasını dönüşü olmayan yeraltına sürgüne gönderen zalim tanrıçadır. Hırslıdır. Yukarının hanımı olmak ona yetmez. Sümer’de tecavüz edilip yeraltına gönderilen tanrıçaların ilki olan kızkardeşi Ereşkigal’in ülkesini, yer altını (cehennemi) de ele geçirmeyi kafasına koyar ve oraya gitmeye karar verir. Neden bir tanrının değil de tanrıçanın yetki alanına göz koyduğuna gelince; güçlerini hala korumalarına rağmen ilk sarsılmaya başlayanların kadınlar olmasından kaynaklı olabilir. Öldürüleceğini bile bile yer altına giden İnanna tedbirini de almıştır. Veziri Ninşabur’a kendisinden haber alamadığı takdirde neler yapacağını önceden anlatır. Yeraltına inen İnanna, yedi kapıdan geçer ve her geçişinde bir takısı ve giysisi alınır. Artık İnanna çıplaktır ve yeraltının yargıcı tarafından yargılanır. Ölüm saçan gözleriyle İnanna’ya bakan yargıç, onu bir cesede dönüştürür. Daha sonra ceset, bir kazığa çakılır. İlginçtir; çırılçıplak yargılanmanın (kıyamet) ve İsa’nın çarmıha gerilip yeniden dirilmesinin ilk örneğidir İnanna. Nitekim veziri Ninşabur sayesinde yeniden dirilir ve yeryüzüne döner. İnanna aynı zamanda yeraltına inip dönen ilk kahramandır. Kendinden sonraki “kutsal kitaplar”ı etkileyen ilk örnektir de.

Akıllı ve hırslı bir tanrıça İnanna. Bu kez de tanrıların en akıllısı ve en kurnazı olan Enki’nin elinden, hangi tanrının eline geçerse ona saygınlık kazandıracak olan “Me Yasaları”nı almaya kara verir. İktidarını sağlamlaştırmak,

yetkilerini genişletmek ve erkek egemen anlayışa karşı hakimiyetini korumak için çareler aramaktadır kendisine. Ve Enki’nin ülkesine gitmeye karar verir. Fakat bu öyle kolay olmayacaktır. Tüm hazırlıklarını tamamlar, Enki’nin ülkesine gider. Tüm çekiciliğini kullanır ve sonunda Enki’nin huzuruna kabul edilir. Büyük bir sofra kurulur anatanrıça için. İnanna bol bol şarap içirir tanrılar tanrısı Enki’ye ve onu sarhoş eder. Enki uyandığında iş işten geçmiştir; tanrıça çoktan yola koyulmuştur bile. Tanrının öfkesi ve İnanna’nın peşine saldığı yaratıkların çabası boşunadır artık. “Kadının fendi” tanrıyı yenmiştir. Destana göre; Enki’nin dudaklarından şu dizeler dökülür İnanna’nın zekası karşısında:
"Kudretim adına, kudretim adına
Kutsal İnanna'ya,
kızıma armağan edeceğim
Efendiliği, tanrılığı,
yüce ve sonsuz tacı, krallık tahtını.
Kutsal İnanna aldı onları.
Kudretim adına, kudretim adına,
kutsal İnanna'ya,
kızıma armağan edeceğim
Yüce saltanatı, asayı,
yüce tahtı, çobanlığı, krallığı
Kutsal İnanna aldı onları.”
İmkansızı başarmıştır tanrıça; iktidarı için, halkı için…Tanrının elinden aldığı “Me Yasaları”nı kendi ülkesine, Uruk’a götürür ve bu kutsal yasaları gökten halkının üzerine yağdırır. Bu betimleme, Musa’ya gökten indiği söylenen On İki Emir Yasaları’nın ilk kaynağıdır belki de…

Bir başka özelliği, ilk balta ve silah taşıyan kadın olmasıdır tanrıçanın. Savaşçı niteliği ve tılsımlı baltaları erkeklerin saldırısından korunmak ve onlara gözdağı vermek için yarattığı söylenir. Fakat bu savaşçı özelliğine rağmen yine de tecavüze uğrar. Bir gece gökyüzünü ve yeryüzünü dolaşmaktan yorgun düşüp bir bahçede uyuya kalan "savaş tanrıçası" İnanna’ya bahçıvan tecavüz eder. Bahçıvan, bazı kaynaklarda “tecavüzü” şöyle dile getirmekte: “Bir gün kraliçem, göğü ve yeri dolaştıktan sonra ‘Kutsal fahişe (İnanna)’ yorgunluk içinde bahçeye yaklaştı. Derin uykuya daldı. Onu bahçemin köşesinde gördüm. Tecavüz ettim ona; öptüm onu. Bahçemin köşesine döndüm. Şafak attı, güneş doğdu. Kadın korku ile etrafına bakındı. İnanna korku ile etrafına bakındı. Sonra kadın nasıl bir felaket yaptı; İnanna utancından ne yaptı? Ülkede bütün kuyuları kan ile doldurdu. Odun taşıyan köleler kandan başka bir şey içemediler. Su dolduran köleler (kadın), kandan başka bir şey dolduramadılar” (Kuyuların kanla doldurulması motifi Tevrat’ta farklı bir yorumla yer almaktadır.). Oysa tecavüze uğrayan İnanna’nın tapınağında erkeklere aşkı öğretiyordu kadınlar. Rahibelerin yaptığı heykelciklerde, sevişen erkek ve kadın birbirine aşkla bakıyor, birinin diğerine üstünlüğünü anlatan hiçbir imge yer almıyordu. Kadınların dili o heykelciklerde ifadesini buluyordu.

O döneme ait bir mühür yüzükte, dört dilimli bir balta yer almaktadır. Öyle görünüyor ki tanrıçanın üreme organı baltayla özdeşleştirilmiş. Gılgamış Destanı’nda da Gılgamış bir gün rüyasında ilginç görünümlü bir balta gördüğünü, onu sevip okşadığını, üzerinde zevk aldığını ve yanına koyduğunu anlatır. Mührün ortasında yer alan dört dilimli, Gılgamışın rüyasında gördüğü bu balta, aynı zamanda tanrıçanın hastalıkları, kötülükleri yok eden, doğurganlığı ve üretkenliğini anlatan üreme organının simgesidir (Afrika’da hala devam eden kadın sünnetlerinde kadının üreme organındaki labiasının kesilmesi, o dönemlere ait bu imgelemlere yanıt olabilir).
Kadınlar bu imge ve simgeleri, avcı veya cinselliğini denetleyemeyen erkekleri korkutmak ve denetim altına almak için kullanmıştır diyebiliriz. Belki de kadınlar, evrensel düzeni, doğa güçlerini, üreme ve üretimi, doğum-ölüm-yeniden doğumu, ‘tanrıçanın aletle özdeş gövdesiyle denetlediği’ni yaymak istemişlerdi. Yunan mitolojisinde tecavüzü anlatan betimlemeler olmasına karşın bunların birçoğu cezasız bırakılmıştır. Sümerlerde ise aksine hiçbir tecavüz cezasız kalmamıştır. Bununla birlikte erkekler üretime egemen olup ordu ve devlet oluşturunca, savaşlar ortaya çıkınca tanrıçalar da savaşçı karaktere dönüştü. Çünkü tanrıçalar varlıklarını sürdürebilmek için ordunun ve devletin olduğu yeni erkek düzene uyum sağlamak zorunda kaldılar. Bu tanrıçalar hayat veren, ölüm veren, ölüleri içine alarak öğüten ve onlardan yeni hayatlar başlatan doğa-gücü (toprak-ana) kabul edilen kadınlardı.

Toprakta kadınla başladı yaşam. Yerle gök birleşti, baharı doğurdu. Tıpkı doğurgan bir ana gibi. Ve toprak en çok anayla, kadınlıkla özdeşleşti. Yıl 2006… Kadın ezildi, köleleştirildi, tecavüze uğradı ve çoraklaştı toprak.
Mitolojilerden, destanlardan, tarihin derinliklerinden bugüne süzüldü bir çığlık gibi kadınlarımız… Hırsla kanayan bir yara, karıncaları suya inmeye zorlayan, toprağından süren bu kölelik. Masallar başlamadan yaşanmaz masal mevsimi.

Oysa kadınlar masallarda hep çalışkan, hep güzel ve hep talihine küs kaldı. En yanık türküleri onlar söyledi, en yürek burkan zılgıtlarını ağıtlar tuttu. Bunun yanında toprağın üç-dört ay kendisini beyaz karla kapatıp baharın tüm üreticiliğiyle insana yeniden döndüğü gibi, İnanna’da biraz da kendini buldu savaşan kadın. Savaştıkça güzelleşti, güzelleştikçe sevildi…

Kaynakça:
1-Aşk ve Bereket Tanrıçası İnana: Yurt Yayınları
2-İnanna’nın Aşkı: Muzaffer İlmiye Çığ, Kaynak Yayınları
3-Evrensel Kültür Dergisi
ÖZGÜR DÜŞÜN SAYI-37

Eitim ve gretim Eitim ve gretim