Hakkında Bilgi

Teknoloji ve Bilim

TEKNOLOJİ VE BİLİM
Bilimdeki ilerlemeler teknolojide gelişmelere bağımlı hale gelmiştir. Aslında bu iki disiplin içten içe ve sürekli birbirini dokumakta ve çoğalmaktadır. Şöyle ki bilim teknolojiyi doğurur ve daha çok bilim üretmek için doğurduğu teknolojiyi kullanır, sonuçta daha çok bilim daha çok teknoloji üretir. Daha açık bir değişle bilimsel bulgulardan teknoloji aşamasına geçiş ya da teknolojik bulguların bilim alanında bir üretim aracı olarak kullanılır hale gelmesi giderek hız kazanmakta, aradaki geçiş süresini giderek azaltmaktadır. Öyle ki bazı alanlarda bilimsel uğraşın nedene bitip teknolojik uğraşın nedene başladığı kestirilemez hale gelmiştir. Gerek bilim ve teknoloji arasındaki giderek artan karşılıklı etkileşim ve bağımlılık, gerekse bu ikilinin bütünleşmeye doğru gidişi nedeniyledir ki, teknoloji üzerindeki bir vurgulama her zaman bilim üzerinde de bir vurgulama anlamına gelir, biri diğerini dışlamaz, aksine zorunlu kılar. Bilgi üretebilmek için daha önce başkalarınca üretilmiş bilgilerden yararlanmak sorunludur. Aksi halde daha önce harcanan onca emek, zaman ve para gereksiz tekrarlar için harcanabilir. Üretilen bilgiye erişim ve onu özümseyerek kullanma becerisi özellikle kaynakları kıt, gelişmekte olan ülkeler için büyük önem taşımaktadır. Daha önce üretilmiş bilgi üzerinde çalışmak yalnız kaynak israfına değil zaman kaybına da yol açmaktadır. Gelişmiş ülkelerde özellikle II.Dünya Savaşı`ndan sonra gözlenen çarpıcı ekonomik atılımın ana kaynağının, bilimsel ve teknolojik bilgi birikimi olduğu gerçeği artık bilinmektedir. Buralarda teknolojinin devletle olan ilişkisi çok önemlidir. Çünkü sözünü ettiğimiz teknolojik gelişmede başta eğitim, iletişim, enerji, ulaşım gibi ihtiyaçları karşılama yükümlülüğü, devlete ait alt yapı meselesidir. ABD`nin bugünkü eknolojik ilerlemesini ve süper güç olmasına II:Dünya Savaşı`ndan önce Avrupa`dan kaçan bilim adamlarının ileri düzeydeki bilgilerini Yeni Dünya`nın zengin kaynakları ile birleştirerek yeni teknolojilerin üretilmesinde kullanılıp, kullanılmadığı tartışılan bir husustur. Teknolojinin temini için üç temel seçenek bulunmaktadır. Birinci seçenek firmanın kendi içlerinde araştırma yaparak ihtiyacı olan teknolojiyi üretmesidir. Bu uzun vadeli bir seçenektir. Ayrıca alt yapısınında sağlanmış olması gerekmektedir. Özellikle ilk 5-10 yıl süreli AR-GE yatırımı şarttır. İlk yıllarda bu yatırımın hiçbir getirisi yoktur. Ancak bir süre sonra başarı elde edilince yatırımın getirisi yıldan yıla artar.

Sermaya birikimi ile teknolojik gelişme arasında karşılıklı etkileşim vardır. Yatırım yapılmasını sağlayacak sermaye birçok avantajlarıda beraberinde getiren teknolojilere yönelir.

Sermaye, iktisadi büyümenin temel kaynağıdır. Sermaye, aynı zamanda teknolojik gelişmeninde temel taşını oluşturur. Birbiri içine girmiş bu iki olgu, ülkelerin gelişmesini ve büyümesini sağlar. Sermaye teknolojik gelişmenin itici gücüdür. Yüksek düzeyde sermaye birikimi olan ülkelerin teknolojilerindeki gelişme daha hızlıdır.

Gelişmekte olan ülkelerde ise sermaye birikimi az olduğundan teknolojik gelişmenin hızı da yavaş olur. Bu durumlarda ise devletlere büyük görevler düşmektedir. Devletler sermayenin yönlendirilmesinde ve verdiği teşviklerle teknolojik gelişmeyi sağlarlar. Teknolojik gelişmenin sermayedeki büyümeden bağımsız olmadığını devletlerin bilmesi ve ona göre hareket etmesi gerekir.

Teknolojinin gelişmesinin sağlanması fiziksel yatırımlara ihtiyaç gösterir. Böylece istihdam artar, toplumun ihtiyaçları daha kaliteli ve ucuz olarak sağlanır. Refah düzeyi artan toplumda sermaye birikimide artar. Böylece bir döngü meydana gelir ki bu devletleri az gelişmişlik düzeyinden gelişmiş ülkeler düzeyine çıkarır.

Teknolojik gelişme neticesinde otomasyon hızla gelişmiştir. Otomasyon alanında büyüme binlerce farklı özellikte otomatikleştirilmiş makinenin ortaya çıkmasına ve gelişmesine neden olmuştur. Birbirine bağlı çalışan makinalar, sayısal kontrollü makinalar, robotlar, otomatik kalite kontrol denetimini yapan sistemler, otomatik tanıma sistemleri ve otomatik proses kontrolü yapan sistemler bu konuda başı çeken ve dikkate değer olanlarıdır.

Gelişmiş ülkeler teknolojik gelişme neticesinde otomasyon alanında yapmış olduğu bu sistemleri pazarlamak için gelişmekte olan ülkeleri seçerler.

Ancak gelişmekte olan ülkeler ileri teknoloji kullanılan alanlara yatırım yaparak ileri teknoloji içeren ürünleri imal edip bilahare de ihraç etmek amacını gütmelidirler.

Gelişmekte olan ülkelerdeki pazar potansiyellerini hesaplamak ve tahmin etmek oldukça zor bir iştir. Bu ülkelerde ileri teknolojiye sahip olan sektörler ile geleneksel sektörler beraberce yaşamaktadırlar. İleri teknolojiye sahip olan sektörler bu ülkelerde pazarını geliştirmesi oldukça zor olacaktır. Örneğin; Hint pazarındaki bir otoritenin gözlemine göre "Bir Hint köylüsü birçok ürün olmadan iyi bir hayat yaşayabilir. Diş macunu, el ve banyo sabunu, kahve gibi şeyler şehirli ve yarı şehirli hintli için gereklidir ama Hint köylüsünün fazla parası olmadığından sadece çok gerekli olan şeylerin alımına gidecektir." Yani yeterli miktarda parası olmadığından gerekli olduğu halde, ona göre ikinci dereceden ihtiyaç olan ürünlerinin alımından vazgeçecektir. Bu nedenle ithalat ağırlıklı ekonomilerde ileri teknolojiye sahip olan sektörlerin pazar payını geliştirmesi oldukça zordur. Bu durumda uzun dönem içinde pazar payını arttıracak pazarlama stratejileri ve planlamalarında önemli kararlar almak mecburiyetinde kalırlar. İşletmelerin önemle üzerinde durması gereken bir hususta, öncelikli olarak hangi ürünü hangi teknoloji ile üreteceği konusudur. Bu konuda işletmeler her zaman yanlış girişimde bulunabilirler. Üretilecek yeni ürünün özelliklerinin ve fonksiyonunun ne olacağının belirlenmesinde ne kara çalışma ve zaman gerekeceği değil, ürünün pazar tansiyelinin (umulan ortalama satış) ne olacağının bilinmesi, öncelikle bilinmesi gereken bir husustur. Büyük riskli projeleri takip etmek ve neticesinde yeni pazarlar yaratıp satış ile kârların büyük olmasını sağlamak işletmeler için büyük bir ödüldür. Bunu için teknoloji öyle seçilmelidir ki sözü edilen ödül gerçekleşsin. Aksi taktirde halen bazı kamu kuruluşlarında tespit edildiği gibi birçok yeni teknolojiler çürümeye mahkum edilmiş bir köşeye atılarak aslanmaya yüz tutmuş ve hurda olarak işlem yapılmayı bekler durumda kalmış olduğu görülmektedir.Bu nedenle teknoloji öyle seçilmeli ki bu ürünün performarsını arttırmalı, müşteri ihtiyaçları doğrultusunda teknik olanaklar, masraf ve şirket olanakları doğrultusunda gerçekleştirilmelidir. Teknik fizibilite uzmanlar tarafından dikkatli ve titiz çalışma neticesinde hazırlanmalıdır. Burada teknolojilerin karşılaştırılması, birleştirilmesi ve uyum içinde çalıştırılabilmesini sağlayacak şekilde hazırlanacak fizibilite ile transfer edilecek teknoloji işletmeye yarar sağlamalıdır. Türkiyede tüm önemli teknolojiler 1930 yıllarından başlayarak, devlet eliyle yapılan yatırımlarla transfer edilmiştir. 1980-92 yılları arasında 707 lisans anlaşmasıyla gelen teknolojilerin önemli bir kısmının %88`i imalat sektörlerine aittir. (OECD, Türkiye 59,60). Böylece Türkiye, uçak montajından oto üretimine, kamyon ve çamaşır makinası tasarımından yeni inşaat tekniklerine değin pekçok teknolojik yeniliği üretim alanında gerçekleştirmiş, bir sanayi malları ihracatçısı konumuna ulaşmış, ileri teknolojiler üretme aşamasına gelmiş bulunmaktadır.

Dünya ekonomisi I.Dünya Savaşı öncesinden başlayarak uyumlu büyümenin gereğine inanmıştır. Bu husustaki çalışmalardan kesin sonuçlar alınamamıştır. ABD, japonya gibi teknolojik açıdan ileri düzeyde olan ülkelere baktığımız vakit, bunların kendi tempolarını, ritimlerini diğer ülkelere zorla kabul ettirdiklerini ve hatta birçok endüstri dallarında onları darboğazlara sokmakta olduklarını görmekteyiz. Bu yeni teknolojileri güçlü şekilde kullana ülkeler, bilgi, kültür ve gelişme modelini tüm ülkelere empoze etmektedir. Bu durumdan kurtulmak için yapılacak en önemli iş, ileri teknoloji kullanılan alanlara yatırım yapmak ve sonucunda ileri teknoloji içeren bu ürünleri ihraç etmektir. Bu Türkiye`nin de ana amacı olmalıdır.

TÜBİTAK, TTGV ve TÜSİAD tarafından düzenlenen 1. Teknoloji Kongresi`nde teknoloji önderi uluslararası firmaların konuyla ilgili yetkililerinin de katılımıyla teknolojiyle sanayii ve toplumsal gelişme arasındaki ilişkiler tartışıldı. Birleşmiş Milletler Sinai Geliştirme Örgütü UNIDO`nun 1997 Küresel Sanayii Gelişme Raporu`nda yer alan 1990-1994 yıllarına ait imalat sanayii yatırımlarında ileri teknoloji kullanılan alanların aldığı paylar ile düşük teknoloji yatırımlarının paylarına ilişkin verilerine bir göz atalım. Tabloların tetkikinde görüleceği üzere Türkiye`de, düşük (eski) teknoloji kullanılan alanlara yapılan yatırımların toplam imalat sanayi yatırımlarındaki payı %69, orta düzeyde teknoloji kullanılan alanlara yapılan yatırımların %23`ler civarında kaldığı görülmektedir.Ayrıca Türkiye`nin ihracatında ileri teknoloji içeren ürünlerin payı %8 dolaylarında kalırken bu paydan Singapur %70 Malezya %67 İrlanda %63 Güney Kore %42 Tayland %36 Meksika %35 İsrail %28 aldığı görülmektedir.

Türkiyenin ileri teknoloji kullana alanlara yatırım yapması zamanının gelip geçmekte olduğu yukarıda açıklanan bilgilerden anlaşılmaktadır.

teknoloji ve bilim, bilim ve teknoloji, teknoloji ve bilim hakkında bilgi, teknoloji ve bilim ile ilgili bilgi, bilim ve teknoloji hakkında bilgi, bilim ve teknoloji ile ilgili bilgi, hakkında-bilgi-nedir
farmasi şubat kataloğu 2019
Eitim ve gretim Eitim ve gretim